25 Kas 2009

,...

genel konular
genel ihtimaller
genel sevişmeler
genel tasarruflar
genel tasavvurlar
genel grev
genel af

24 Kas 2009

fampirolmak

placebo vurgunu bir zombi. kahveyle ayakta. dağınık yatağın ortasında henry miller kitabı duruyor. dün geceki performans iyi geçti. gergindik ama, herkes çok başarılı olduğunu falan söyledi. tuhaf bi geceydi aslında. L beni yine yükseltti. bir şeyler var onda. öte dünyadan gibi..

tam üç aydır bir yerde unutmadığım çakmağımla dost olduk ona 'Naci' ismini verdim. gözleri bile var. kocaman açılmış. hatta ağzı bile.
,, hala ısrar edenler var, - şiir ve hikayelerini blogda yayınlamıyorsun, diye.
ne gereği var. o kadar siber olmak insanı lanetlemez mi..
pencereden tam şu anda, üzgün martı sürüsü geçiyor. kesin uzaya çıkacaklar. mars'a ayak basacaklarını biliyorum.

21 Kas 2009

bugünlerde

yasakmeyve karakalem'in son sayısında marilyn manson-cehennemden canlı yayın isimli yazım var.
C ile metni hazırlayıp, prova aldık, yarın tekrar okuma yapılacak.. necip ve nazım sohbetini merak edenler pazartesi akşamı meis'e uğrasın derim ben..

yağmur yağsa, godzilla gelse, '

20 Kas 2009

yesterdays tomorrows

tindersticks






16 Kas 2009

walk walk walk

sizinpopdediğinze benim çöplük demem.. hepsi bu! çünkü vapurlar falan, çünkü insanlar falan, çünkü kaliteli orospular falan, çünkü klişe dünyanın sonları falan, hepsi bu! tamam mı..

U ile cem karaca gecesine gittik. shaft'taydı. yol arkadaşları. cem baba da çıkıyordu o sahneye hayattayken. izleyemedim. kaçırdığıma en üzüldüğüm şeylerden biridir. cem karaca'yı canlı canlı izlemek eminim bir ibadet temsili taşıyordur. izleyen bir abim anlata anlata bitiremezdi.


- kemiklerini sayabiliyorum..
- kamusal alanda ölü taklidi yapamazsın sevgilim..

12 Kas 2009

es ver!

yağmur yağıyor yine ve ben kuşburnu içiyorum. james çalıyor. çamur'un 13. sayısını hazırlamaya çalışıyorum. İ için afişleri çıkarttım. fotokopideki kız "aa bu siz misiniz " dedi.. hayır, dedim.. "ama çookk benziyorsunuz" dedi..

sonra bi kaç robot arkadaşla karşılaştım. sonra bir kaç rock-star arkadaşla karşılaştım.

herşey normale dönüyordu.

bireyliklerin 29. kasım/aralık sayısındayım.

08 Kas 2009

5

1- Aşağıdakilerden hangisi bir jean genet kitabı değildir?

a) ferdi tayfur hepimizi seviyor
b) kristal balıklar görüyorum
c) efemine taliplerim vardı
d) kan değil kendini görmeye tahammül edemeyen ufo'lar mevcut
e) yes, we can!

2- Ruhat Mengi bizden tam olarak istemektedir?

a) zar atmak şahsi bir polemiktir
b) moda dergileri yakıldığında odundan daha fazla ısı vermektedir
c) peruk takan sincap görmedim
d) üst katımdaki gay komşum alem yapıyor
e) enderunlu fazıl rüyama girdi

3- Aşk nelere kadir değildir?

a) babam divan şiirini sevmiyor
b) 'kuku' kelimesi zengilenlere yakışır
c) sponsor yoksa devrim de yok
d) coldplay bok gibi bir gruptur
e) cumartesi günü sevgili öldürülmez

4- Joy Division kaç yılında kurulmuştur?

a) kız sınırını aşan erkekler kaybeder
b) batman'le değil bruce wayne'le yatmıştım
c) herkesin kendine ait bir pengueni olmalı
d) orhan pamuk beni hiç ilgilendirmiyor
e) apartmanlar sağlığa zararlıdır

5- Tatar Ramazan kimdir?

a) taksim çocukları bile şaşırdı bu işe
b) kızım olursa adını 'gloria jeans'mi koysam yoksa 'yanaşık düzen'mi
c) ece ayhan bizi toparladı, bir denize götürdü
d) götümü patlatsam sıyrılamam bu işten
e) nasıl bir şey bakmıştınız. elimde çok temiz bir tank var

07 Kas 2009

un-der-ground-poe-tix

Underground Poetix'in 4. cildinde 'bir aptallık atağı isimli' nesnemi okuyabilirsiniz..


06 Kas 2009

familya

'dylan'ın özlü sözleri' dedim.
msn pencereleri açık kaldı. gecenin körüyle, cehennemin dibi ____ Ü mail atmış. poetistanbul broşüründen mailimi buldu sanırım. sevindim. onunla uzun uzun burton ve batman muhabbeti yapmayı özlediğimi söyledim..

biraz önce de Y aradı. telefonda oscar wilde okudu bana.
yarın İ'nin imzası var. birlikte fuarda olacağız.

- bir dinozor öptüm ve hoşuma gitti.

05 Kas 2009

absinthe bunny

bugün hasanpaşa'da yemleyen bir güvercini, bir minübüs ezdi ve paramparça etti. moralim bozuldu.
bir anda uzaya çıkmak, mars'a ayak basmak ve orada 'sütten' sarhoş olmak istedim.
bugün Ş'nin bana verdiği The Cure'a ait bir kitapçık buldum. 1993 yılında walk-man dergisi vermiş. cebime koymuştum. dolmuşta düşürdüm. gotikbirhatun yerden alıp bana 'sizden düştü' diye bana verdi.
benden düşen.
tindersticks dinliyorum sabahtan beri. telefon rehberine göz attım. "acaba şimdi çağırıp benimle sessiz-sinema oynayabilecek kim var" diye düşündüm. o an için kimse yoktu.
geçen pazartesi meis'in sahnesinde ilk kez heyecanlandım. neden bilmiyorum. izlendiğimi hatırlamış olacağım. genelde unuturum da..
absinthe bunny...




04 Kas 2009

kasımsal

kasım'ın nasıl geldiğini ve merkeze yerleştiğini anlamadan, bitiyor gibi. sakıncalı mağdurlar tanıyorum. hepsi the prodigy fanı.
beni takip edenler,yeni mevsimle birlikte gelen yeni öyküler ve şiirleri çeşitli dergi ve fanzinlerde yakında göreceklerdir..

hayatımın eleğine takılan kimi insana 'bye bye' demek zorunda kaldım. tahammül mutlak bir zarafeti gerektirmez sonuçta.. herkesin mağarası ve mahremi kendine doğru genişler. birbirimizi kandırmayalım. nasıl olsa dünyanın da az bir vakti kaldı.

- bedeninde uzayan bu gökdelen de nedir?
- o benim şah damarım..

02 Kas 2009

dünden

Kan-dil dergisinin kasım/aralık sayısında 'sen kim değildin?' isimli şiirim var.
şimdi şiir akşamı için hazırlanıyorum. İ beni bekliyor. hayatımda şu pazartesiyi sevme nedenim olduğu için şanslı hissediyorum kendimi.
dün galata'daydım. Y'de vardı. sonra yağmur yağdı. istiklal güzeldi. aynı yağmurun altında ben daha fazla ıslanıyorum. dün Y'de bunu kendi gözleriyle gördü.

her bişey
p
o
l
i
t
i
k

30 Eki 2009

30

Bu ay Ahkam dergisinde yeni bir yazım var. eğer ilgilenirseniz.
U ile bonibon aldık. mutlu olduk nedense, eski bir arkadaşı görmüş gibi. çantada ceptee bonibon,, ölesiye sevdiğim şu havalar hiç kesilmeden ömrüm boyunca devam etse. domuz gripleri değil de domuzlar eksik olsa story-board'lardan.. the clash konseri rüyamda. ayrı mesele. bir gün anlatırım.
u2 geliyormuş. yer yerinden oynadı. neyini seviyorlar şunların anlamıyorum. belki de ben erişemedim 'oralara' henüz.

28 Eki 2009

makinist

- ben kendime gelmeye gidiyorum

- ama kamusal alanda ölü taklidi yapılmaz ki aşkım!


şiddetli seferler arasında bilet kesen delikanlı bir an doğrulup 'ben nerdeyim' diye sordu. o sırada uzun aynaların önünde doğrulup 'ben kimim' diye soran shirley manson derin yırtmacından uzanan cin'le göz göze geldi.

bu makinist sarhoş mu? -- belden aşağımı hissetmiyorum.. pardon ama, tren raylarına bağlı olan kişi ben miydim? iÇ iÇten geçtikten sonra farkına varıyorum her şeyin. oysa ki bir miktar alkol ile günü kapatmayı ve belki bir kaç satır bir şey okumayı planlıyordum işten eve gelirken..

hepsi lafta kaldı. aşk download edilmez ki..




27 Eki 2009

patavatsızım. bahtsızım.

blog'u hiç özlememişim.
hiç bi şeyi özlemiyorum son zamanlarda. mesafe arayışında değilim. sadece dünya çok eğlencesiz olmaya başladı. mitoloji okumak faydalı olabilir şu aralar, bilmiyorum.
laf dönüp dolaşıp hep paraya, aşka, yalnızlığa ya da ölüme geliyor. hep aynı dekor. hep aynı iç bayıltan serenatlar, evraklar, mafyalar ve idoller. .
oysa ki 'açılım' zengini şu günlerde bir yırtık bulup çıkmak lazım. yırtık bulmak lazım. anını kollamak lazım.
yoksa tuhaf kalacağız. dünyaya yakışmak değil mesele. dünya dediğin ne ki, biraz kan, biraz insan, biraz peygamber, biraz harita bilgisi.

18 Eki 2009

neiseo

gürültü görüntü eşzamanlı ayrılık
kelimenin tam anlamıyla bir pazar günü gibi değildi. en azından bienal'i gezdiğim için. bi kaç tanıdık oldukça yabancı gibiydi belki ama yine de işler için değerdi tüm yorgunluğa.
şimdi kocaman kocaman sular altında kalmadan, yağmurun başlangıcında, elimde kahvem yarın işbaşı yapacak olmanın verdiği huzursuzlukla mücadele ediyorum. ev kükrer. kürk seviyorum sanırım.
odanın köşesinden bana bakan ilhan berk'in yüzünden düşen bin parça. galiba onun da keyfi yok bugün. o da yorgun.

ne
ise
o
.

16 Eki 2009

bize ayrılan süre

yalnızlık burcunun tüm özelliklerini taşıyorum.
Watchmen'i bu kadar geç keşfedip izlediğim için kendime de kızıyorum. cartman ile tanışıyor olsaydık acaba bu konuda ne yorum yapardı.
şu aralar elimde hala bitiremediğim Fuentes'in Doğmamış Kristof kitabı var. Fuentes algı açıcı, kafa yapıcı ve bünye imhası gerçekleştirebilecek diliyle ciddiye alınması gereken bir tehdit olarak kişisel sözlüğümde yerini alıyor.
küçük İskender'in yeni kitabı Galileo'nun Pergeli'ni ise bir nefeste okuyup bitirdim. İskender'in yeni aforizmalarını okuyun derim. Adaleti, aşkı ve politik tavrı yarım kalmış coğrafyanın tesellisi olabilir.
pazartesi günü yeni bir işe başlayacağım. gidip gelmeler cumhuriyetinin sadık bir üyesi olmak enteresan.
kış, söz verdiği gibi geliyor. geç kalsa da sineye çekebilirim.

13 Eki 2009

felç

böyle bir cihangirler böyle bir cafeler cafeler cafeler.
böyle bir laptoplar bir laptoplar.. aman böyle bir performanslar bir performanslar bir bienaller bir bienaller.
böyle bir dergiciler bir kdergiciler.. aman bir bohemlikler bir bohemlikler.
böyle bir etkinlikler bir etkinlikler .. böyle bir indieler böyle bir indieler aman bir raybanlar bir raybanlar..

12 Eki 2009

hardcore

Bir insan neden sabah sabah üstelik hasta bir halde büyük bir heyecanla yataktan kalkıp 'Punk Attitude' izlemek ister ki?!
ortada gerçekten tuhaf bir sinematografik durum olmalı.
kahve biten evlerin cinnet sahneleri. duyarlı din adamları dekorda asılı duruyorlar. bu bir kabus değil. bu sadece pazartesinin getirdiği belgesel tadındaki bir görüntüler yumağı.

cinayet işlemek için ana haber bültenleri seçilmeli. çünkü kimse o sırada sizin polise teslim edilmenizle ilgilenmez. duygularınızın alınmasıyla ilgilenirler. oysa sizin duygularınız zaten çoktan alınmıştır. araya bir de yüklüce miktarda reklam alınırsa star olma ihtimaliniz gerçekten yükselir.
üstelik bir jüriye bile ihtiyacınız kalmaz.
bu arada hergün bir siteye erişimi engelleyen iktidar sahipleri, anneme, babama ve arkadaşlarıma erişimi de engelledi. kimseye ulaşamıyorum. herkesin derisi kalınlaştırılmış. ruhu vakumlanmış.

şimdi hazırlanmalı.
taksim bekliyor.


fotoğraf, emre varışlı

11 Eki 2009

no, thanks!

Cummings'in 'No, Thanks'ine takmışken yine ve şehiriçi ilişkilerin magazin yaptığı zamanlarda kendimi biraz daha kendim gibi hissediyorum.
Aslında morg'da çalışırken her şey daha güzeldi. Daha çok kitap okuyabiliyordum. İnsanlarla daha çok 'sohbet' edebiliyordum.

iş ilanları, saçma sapan bir doğumgünü, leonard, cummings, iggy, metrobüs, grip, ağrı kesici, ana haber bülteni, oral'ın tuhaf/gereksiz programı, imf protestoları, roman, uğur, sabahın körü, marilyn yazısı, don't look down...

çünkü her kedi bir gün sahibinin gerçek niyetini anlar. çünkü akbil mesafeli bir dostluğu sever. çünkü selami şahin bi tuhaftır.
ha bir de heteroseksüel gay'lerden iyice bıktım.

10 Eki 2009

25

bir öykümde 'bir yaş daha hayatta kaldım' diyordu kahramanımız.
bugün akşam saat 8'de doğacağım. mutlu yıllar mı bana?hımm belki.. 25'e girmek bi tuhaf olacak.

09 Eki 2009

do


fotoğraf, emre varışlı

08 Eki 2009

pikolo

başıma ne geldiyse, bazılarının 'şans' olarak düşündüğü şeylere sahip olmaktan geldi.

06 Eki 2009

10

ekim bu kadar hızlı başlamazdı, ne oldu!?
mesela, yeni şiirler geldi. artık daha yalın ve kuyusu derin şiirler geldi. pusulam beni yanıltmıyorsa daha niceleri içimde onları bulmamı bekliyor.

küçük iskender'le şiir akşamları başlayıverdi. bi süre ara verilen etkinlik bir çok usta-çırak şairin katılımıyla gerçekleşti ve devamı da gelecek..
türk şiiri nereye gidiyor, sorusunu soranlar pazartesi günleri meis'e bir uğrayıversinler, tatmin edici cevaplar alabileceklerini düşünüyorum.

ekim iyi gelir.

01 Eki 2009

ah seni gidi komik çocuk..

bu sabah gözlerimi bir açtım ki, yine ayakkabılar havada uçuşuyor. kutsal imf'nin mikrofonlu peygamberine atılan nike elbette kapitalizmi sonlandırmıyor ama 'iyi ki oldu' dedirtiyor bana. bir kahve daha?

küçükken uğur dündar'ı gerçekten öneml bir adam zannediyordum. ama bir süredir şov-ambalajlı ana haber bültenindeki kestiği pozlardan artık midem bulanıyor. her türlü siyasi-ekonomik-gündelik haberi, vıcık vıcık bir pop-kültür ağzıyla ve 'yanlı' muhalif tavrıyla/algısıyla sunarken 'çok büyük iş beceriyorum' mimikleri çekilmez. bir kahve daha?

saba tümer'in 'kadrolu program konukları' .. işte asıl sansürlenmesi gereken şey budur.. bir kahve daha?

herkesin yalıda yaşadığı ve uçlarda gezindiği. jet sosyete gürühların kederinden söz eden ya da çok derin devletlerin iktidarsız erkeklerinden bahseden tv dizileri türk ailesinin yapısına aykırı bulunuyormuş.
sanki türk ailesinin 3. sayfa haberi olmak için tv dizilerine ihtiyacı varmış gibi davranıp da adamın kafasını bozmayın! bir kahve daha?

28 Eyl 2009

'kabin' kelimesi gariptir

Yokuş aşağı lanetin sert duvarında karşılaştığımızda bütün Nicole’ler ve bütün Ayşeler aynı batının fezasında vurulmuşlardı.

Küresel mali kriz kara sevdanın taban fiyatlarını etkiliyordu. Bu, Fantastik Dörtlü’nün işine geliyordu ama evde beslediğim melek her gece bu duruma ağlıyordu.


3. Dünya Savaşı’nı atlatmak kolay olmadı elbet. Kutsal kaptanların şairleri zorlayan rüzgarlarıyla kapanan çağın gürültüsü ne Adem’in korkusunu bıraktı ne de Havva’nın tutkusunu.

Download etmiştik acıyı. Web vicdanı taşıyorduk. Sanal bir Doğu felsefesi benimseyen çocuklar umutlu olduklarını söylüyorlardı.

Dönüştürülebilir aşkın arabeski bütün dünyayı tehdit ediyordu. Ben senin hala dönebileceğin ihtimali ile sarhoş olmuştum ama hastanelere gidip gidip insanları izlemekten kendimi alamıyordum.


Kendimi alamadığım zaman kozmik denge umurumda olmuyordu. Yakın tarihi tartışan evsizleri dinlemek ibadetti. Yeni çıkan albümler, duvarlaşmış kitaplar, kalabalık posterler geceleri iyi geliyordu. Geceleri iyi gelmek.. geceleri iyi gelmek.. kim daha şapşal diye düşünüyordum, hangimiz ayıksa o daha şapşaldı..


Eski sınırları ve eski sinirleri bulmak gerekiyordu sadece. Başka türlü katlanılamazdı teknolojinin ısrarına.

“Biri içimdeki muhabiri durdursun!” diye bağırıyordun.

27 Eyl 2009

klan

ben insanda bir morrissey görürsem hemen tanırım.
ben insanda bir penguen görürsem hemen sarılırım.


peter murphy görüyrum rüyamda iki gecedir. ilkinde kağıt oynuyorduk(ki hiç anlamam ve sevmem) peter süreki gülüyordu bana bakıp bakıp. oynarken bir yandan sigara yasaklarından bahsediyorduk.
ikinci rüyada ise bembeyaz bir mekandaydık. onun elinde bir çekiç vardı ve ara ara çekici duvara vuruyordu. ben ise elimde şimdi ismini hatırlamadığım bi fuentes kitabı tutuyordum ve ben bağladıkça kendi kendine çözülen botlarımın bağları ile uğraşıyordum.
peter bana doğru yaklaşıp "Burada sıkışıp kaldık" dedi. "Ama eğlenceli" dedim. koşup bir daha çekiçle duvara vurdu.

ben insanda bir kendim sezersem hemen oradan kaçarım.

15 Eyl 2009

3 g gezegeninde kara bulutlar

etkili bir inşa. Duvar etkili bir görüntü. Brett dalgın. üzerindeki meteorları silkeliyor. gözleri bildik 'zamanbilimi'..
Sonra Peter geliyor. o hep 'gelmek' uğraşında. yüzündeki bilgeyi M'den biliyorum. Sahi M nerelerde acaba, ne yapıyor?
"Sigaran var mı" diye soruyor Ferdi. Paketi uzatıyorum. Bir tane alıyor yakıyor. ikinci aldığı kulak arkası.
"Bugünlerde hiç kimse ağlamıyor galiba" diyor.. yüzünde iklimüstü bir şey.
"Galiba" diye karşılıyorum.
Görüntü kalbi değişiyor.
Nicole koşarak bana doğru geliyor. yemyeşil bir bahçe. Nicole çırılçıplak. Nefes nefese "Biliyor musun yüzme havuzumda beslediğim timsah bugün nihayet benimle sevişti. Bir bilsen ne kadar mutluyum"
Elimde olduğunu farkettiğim rakı kadehini ona uzatıyorum.

2010 dünya kültür başkentini seller alıyor.

İktisadi boylamlardan bahsediyor Leydi Q. Konuştukça muayyen boşluğumu dolduruyor. Uzayın kinini durduruyor. nasıl olsa onuncu ayın onuncu günü doğan sevimli piçlerdenim ben de.
fazla koymuyor.

bu yanlışların hangi doğruları götürdüğü bu akşam ana haber bültenlerinde açıklanacak.. kimselere söz vermeyin.


13 Eyl 2009

Jean Genet - Hizmetçiler Üzerinden Toplum ve AynaKatil


Kutsal Sular ve Ayrıksı Otları


Jean Genet’nin, ‘kutsal günahı’ anlattığı Hizmetçiler, yazılma ve oynanma eyleminden çok ‘kusulmuş’ ve ‘kusulacak’ bir metindir.

Oyunda Efendinin gücünü, kasasından çok, tarihten aldığının altı çizilirken, bütün ‘güzellikleri’ tırnak içine alıp bir silaha dönüştüren kardeşlerin, Claire ile Solenge’ın, mitolojik iyi ve itaat tarafından katil ve kurbana evrilerek, asil Hanım’larını ortadan kaldırma arzuları tırmanırken, birbirlerine ve kendilerine karşı olan hesaplaşmalarına tanık oluyoruz.

Hesap kime kalıyor?

Hanım’ın ve hizmetçilerinin arasındaki etkileşim, tarihe yayılmış genel geçer iktidar kavramının en ‘çekirdek’ durumunu oluştururken, bireyin midesine giren kramplardan, tüm bir tarihin sorgulanmasına ve sorumlu tutulmasına kadar uzanır.

Ama Claire ile Solenge için tarih, yaşadıkları duvarların arasında sıkışmış geçmiş ve gelecekten ibarettir. Onlar için tarih, kardeşliklerinin birkaç güzel anı, otorite ise kapılardan allı pullu, kürklü ve yumuşacık kumaşlara sarınmış, mis kokular sürünmüş, kaygının uğramadığı soluk ve uzak yüzün taşıyıcısı olan Hanımları’dır.

Bütün iktidar oluşumları ve uygulanışları ‘Tanrı ile Kul’ kavramından güç ve ilham alır. Hanım şaşalı yaşamından alt sınıfa elini uzatır gibi yapıp kaçamak gözlerle hizmetkarlarını süzerken, açılabilecek bir otorite boşluğunu hesaba katarak Tanrı’lığını da elinden bırakmayarak mesafeli ve ‘dengeli’ olmak ister. Denge ise her zaman doğruyu temsil etmez.

Denge, toplumların yazılı ve yazılı olmayan kuralları, dinin öğretileri, genel ahlak birikimlerinin ‘kutsalı’dır. İnsan dengede durmalıdır çünkü en ufak bir ‘sapma’ tüm ahlak anlayışının temelini sarsabilir. Bu düşünce ütopik bir manifestonun içinden çıkmış gibi görünse de toplum otoritelerinin en büyük uğraşının ayrıksı otlarını temizlemek olduğunu unutmamak gerekir. Bu ayrıksı ot tek bir insan da olabilir, kızgın bir güruh da. Dolayısıyla koruyup kollanması gereken denge için siyaset ve din, gözünü kırpmadan fiziki ya da ahlaki terörü kullanarak insanları ehlileştirmekten kaçınmaz.

Genet, denge siyasetinin altını çizerken aynı zamanda gelgitlere uğrayan Avrupa Aklı’na Hıristiyanlığın sosyalleşmiş imgeleriyle saldırır. Sosyal konumda Hıristiyanlık, ‘zarafetli bir şiddet’ ile iktidara oynamaktadır.

Hizmet edenler, parıltılı misafir salonlarında efendilerine ‘sunarlarken’, karışık mutfaklarına geri dönüp konuşurlar. Kendi dillerinde, hiç olmayan bir dilde ya da nefret ettikleri efendilerinin dillerinde. birileri dedikodu yapar, birileri kıskanır, birileri yüceltir, birileri hiç beğenmez, birileri diğerlerini susturur, birileri ise biraz cinayet işlemek ister.

Efendiler ise mutfaklara ve tavan aralarına pek uğramazlar.

Genet’in hizmetkarları, aralarında oynadıkları pek de masum olmayan Hanım – Hizmetçi oyunu ile arzularını ve hayallerini ortaya koyarken aslında çığırından çıkmak üzere olan bir sınıfın ayak seslerini duyarız. Bu içi oyulan ve nefretle doldurulan sınıf, efendilerine doğrultacakları bir ayna ile intikam alabilirler. Aynı zamanda bir ayna tutucunun müthiş kibri içinde kendilerini imha edebilirler.

Genet’in hizmetkarlarının nefret, intikam ve yok etme hisleri ne sadece refleksif ne de sadece birikmiştir. Kıstırılmış her varlık saldırır. Bu saldırılar hayat kurtarabilir ve hafıza tazeleyebilir.


AynaKatil’ler


Genet, gerek kendi hayatında gerek yarattığı karakterlerde mutlak bir bilinci aramamıştır. Günahları ve yargıları reddederken etraflıca bir strateji kurmaz. İnsanoğlunun içindeki ‘yok etme’ ve ‘çalma’ eylemlerinin hiçbir ideoloji, din, siyasi oluşum tarafından törpülenemeyeceğini anlatmak ister. İnsan ‘normalleri’nin aslında normal olmadıklarına dikkat çeker.

Jean Genet siyahtır. Islahevindeyken, hapisteyken, oyunlarını yazarken, Kara Panterler ve Filistinliler ile yan yanayken siyahtır.

O, dünyanın nasıl olması gerektiğini söylemez. Söylediği dünyanın saf gerçekle alakası vardır; trajedi dolu bir dünya. Ama asla olduğundan daha sert ya da ağlak bir şekilde betimlemek istemez.

Kötülük onun için ıslah edilmesi gereken bir şey olmamakla birlikte herhangi bir üst veya düşük statü belgisi de sayılmaz. ‘İyi’nin temsil ettiği her şey zaman içerisinde günaha evrilebilir. Kötüler ise her an ellerindeki aynanın kurbanı olabilirler. Çünkü iyi veya kötü, her insan o aynaya bakmak ister.

Öyle ki Genet, insanoğlunun kendi kişisel tarihine ihanetiyle ilgilenmiştir.

Avcı – toplayıcı ilk insandan bu yana belki de en tartışmalı fikir ve eylem ‘uzlaşmak’tır. Genet hiçbir uzlaşının saf başlayıp bitemeyeceğini düşünürken ölçü olarak aldığı tek şey ‘insanın düşünebilmesi’dir. Hizmetçiler ve Efendiler, bu iki taraf düşünebildikleri için tehlikelilerdir.

Uzlaşmalar Tarihi aynı zamanda ‘ortada kalmış’ bir tarihtir ve Genet herhangi bir uzlaşma sıfatından ve eyleminden uzak durmayı seçer. Suya sabuna dokunmadan ortada kalan tarih, sanatı da iki yüzlü hale getirir. Uzlaşma, odak sapmasına neden olur.

Uzlaşmak aynı zamanda isimler ve yaftalar demektir. Karşıtlıklar yaratarak, iyi kötü, güzel çirkin, ölüm hayat, nefret sevgi gibi isimlendirmelerle algının kısıtlanmasına yol açabilir.

Üstelik daha direk olarak söylemek gerekirse dünyada, uzlaşabilecek insan şu anda yoktur. Medeniyetin kolları henüz o kadar ‘medeni’ olamayacağından eksik bir uzlaşı zaten pek ahlaklı olmasa gerektir.


Güzel Ucubeler


Genet, çirkinliği tam olarak güzelliğin karşıtı olarak sunmaz. Çirkinin yüzeyinde saklı olan güzel olanla, güzelin henüz ortaya çıkmamış olan çirkinini neredeyse eş koşullarda ve kalıplarda anlatır.

Örneğin, Hizmetçiler’in Nasıl Oynanması gerektiği hakkında yazarken hizmetkarların, oyunun başlangıcında kışkırtmayan, seks çağrıştırmayan ve çekici bir güzellik taşımayan bir şekilde görünmelerini ve sona yaklaşırken çekici ve güzel olmalarını istemektedir. Ayrıca kullanılan dilin epik bir travma yaratmasını istemez. ‘Hizmetçiler böyle konuşmaz’ şeklindeki eleştirilere Genet, bunun tam olarak bilinemeyeceğini ve Hizmetkarların yalnızken tam da ‘böyle’ konuştuklarına inandığını belirtir.

Bu grotesk görüntü ve dil tutkusunu, ‘Bakın sizin mideniz bulanıyor ancak, dünya da sizi kusuyor ve kendinizi görmekten bu kadar da rahatsız olmanıza gerek yok’ yaklaşımıyla açıklayabiliriz.

Hizmetçiler’in en kilit ve ana hatları çizen sahnelerinden biri, iki kardeşin ‘Hanım’ oyununu oynarken Solange’ın Claire’e bir ayna tutmasıdır. Claire ‘efendi’ kibriyle aynada daha da güzelleştiğini çılgınca ifade ederken, Solange ‘zifiri karanlıkta’ efendisiyle dalga geçercesine sırıtır.

Karakterler birbirlerinin travestisiymiş gibi ortalıkta gezinirken, iç içe geçen kimliklerin aykırılıkları, Hıristiyan dünyanın tabuları, eşcinsel argümanın potansiyel radikalliği, dünyanın tüm çürümüş ideolojileri aynı görsel akış içinde izleyiciyi ‘rahatsız’ etmek üzere birbirlerini takip ederler. Bu hızlı darbeler aynı zamanda Yen Çağ’ın imajinasyon ve ‘görüntü’ saltanatına uygunluğu ile 21. yüzyılın ötekileşme hızına da ayak uydurmaktadır.

Sonucuda, barbarlık ve güzellik insanlığın her döneminde kendine yer bulacak kavramlar olup sanatın en gözde kurban ve silahları olarak var olacaklardır.

Büyük sahnede katillerin dekoru toplumdur.

Genet’in dünyasında, dilin epik sunumu ile ucube kahramanlaştırılmaz.onun eserlerinde karakterlerin alt katmanında olduğundan daha fazla anlam aramaya çalışmak dilin ve anlatılmak istenenin, farkına varılmadan içinin boşaltılmasına neden olabilir.

Genet’in bize yapıtları ve hayatıyla kanıtlamaya çalıştığı şey şudur; Evet kötülük kötülüktür ama iyilik de çoğu zaman mide bulandırıcı olabilir.

Ahlak dışılık, ucube olarak kalmak, denge muhafazası, iyi ve kötü, efendi ya da köle. Hangi macerada olur olsun insan Genet gözüyle aynı oklara hedef olabilirler. Biri diğerinden daha yüce değildir. Kutsal olana dayanmış hakikatlerin el yapımı tanrılarıyla oynarken, hafif de sırıtarak hepimize selam eder.



Çamur fanzin 2009

12 Eyl 2009

12




12121212121212121212121212121212121212121212121212121212121212121212121212121212
1212121212121212121212121212
12121212121212121212
12121212121212121212121212121212121212121212121212
1212
1212
1212
1212
1212121212121212121212
12121212121212121212121212121212121212121212121212
1212121212121212
1212121212121212121212121212
1212121212121212121212121212
1212121212121212121212
1212121212121212121212121212

10 Eyl 2009

bırak bu işleri...,

tüm penguenler için


bırak bu işleri from imnotjacknicholson on Vimeo.

08 Eyl 2009

kıçıkırıkbirplatformkaybı

kafein ve adrenalin fazlası.
o adam ereksiyon problemi çeken bir stanley kubrick olmak istiyorsa, bırakın olsun. nasıl olsa hepimiz biraz kemal sunal biraz cüneyt arkın'ız.
Ş taşındı. ondan bana 2 koli kitap çıktı. sevindim. cortazar okuyorum. elim ayağım şen. elim ayağım muamma.

- bizim bu ana haber bülteni sunucularımız ( birand, dündar, arman filan) neden böyle kocaman kocaman, teatral teatral haber sunuyorlar. hayır ben ciddi anlamda gıcık oluyorum da. nedir..


ahtapotun koluna girip yürüyemedim.




07 Eyl 2009

heeimm

jiimm beni eve bırak.
etobur olasım yok ama bir asya'a hayır diyemeyeceğim
bu kez de Aslı Aker tarafından ödüllenmiş blogum. teşekKürler.

bir de cenifır peyc diye bir hatun vardı. hit şarkısı da 'kıraş' tı.. noldu lan ona..

05 Eyl 2009

akabinde

mısırda güneş tanrısı.. eski dilde su.
pazar gününe, pazar gününün getireceği şeylere karşı bir tavır. ki pazar bir pazartesi getirir başka bir görevi yoktur. insanı kaosa hazırlar. hepsi bu.
bugün U ile oturduk. konuştuk. bazı insanlar vardır onlarla konuşmak gerçekten konuşmaktır. kadıköy göğü altında sohbet etmeyi seviyorum ayrıca. başka bir telaş var orada, başka bir kırıklık.
kırıklıkları severim.


bugün, 10 yaşındaki kuzenim, benim hiç bir zaman çalmayı beceremediğim ve sanırım beceremeyeceğim gitarımı eline alıp tırgırdatmaya başladı. sonra eline bir kağıt aldı ve şarkı sözü yazıp, bestelemeye çalıştığını söyledi.
ben o sırada sigaramı içip balkondan gökyüzüne bakıyor ve acaba meteor düşecek mi diye bekliyordum.
pek önemsemedim çıkardığı gürültüyü.
sonra odaya dönüp "Şarkın ne hakkında?" diye sordum..
verdiği cevap "Tabi ki aşk hakkında. Gitarla başka ne yapılır ki" oldu..


02 Eyl 2009

aradım, yoksunuz?!





01 Eyl 2009

belgesel

ninja kursu kayıtları başlamıştır.
el değiştiren korkunun plastik sanatlara etkisinden bahsetmek istemiyorum. bu gece sadece patlamış mısır yiyip neyşinıl ciokrafik izlemek istiyorum.
dünya barış günüydü bugün. kadıköy'de miting vardı. vapur güzeldi.
Y geldi.. bana kitap ve film getirmiş. istiklal de güzeldi.

-karışık kaset severim
-ben de...

dahanın da dahası bir eylül ritmi. kafalar hep güzel. kafalar bir şey için güzel.
adamı sarsmayın.
arşiv yapın.
nicole kidman'a sataşmayın!

bireylikler 28

'ilk ve orta dereceli okullar' isimli yazım Bireylikler'in 28. sayısında bu ay!

31 Ağu 2009

"Lavabonu, koltuğunu al da gel"

İngiltere Blackheath'de çevreci ve kapitalizm karşıtı bir çok aktivist kamp kurmuş.
Polisin alana girişi engellenmiş.
aktivistlerin, sosyo ekonomik sistemleri protesto ettikleri bu kampın sloganı ise 'Lavabonu, koltuğunu al da gel'
gitsek mi acep?

29 Ağu 2009

çamur fanzin 12



bitmek bilmeyen bu ağustos'un sonuna doğru Çamur fanzin'in 12. sayısı nihayet elimizde.
Bu sayıda bendeniz emre varışlı, ömer akay, şaheser bolel, umut taylan, girdap, şakir özüdoğru, deniz cansever, inan arslanboğan, cerevs ve hakan aydoğan yazı ve şiirleriyle Çamur'da..
yine içimizden geldiği gibi
fanzin şimdikilik beyoğlu ve kadıköy mephisto'larda..
takip edenleri ne derece tatmin edecek bir sayı oldu bilmiyorum ama biz her zaman ki gibi içimizden geldiği gibi 'eyledik'

son 1 senedir daha da önem vererek yazdığım blogum Gece Sorgulamaları tarafından 'yaratıcı blogcu ödülleri ' kapsamında ödüllendirildi.
ödül mödül .. bu tip şeylerle ilgim alakam olmasa da teşekkür ederim.

bir de rufus
hep rufus
yine rufus wainwright ...


26 Ağu 2009

i'm not jack nicholson

şarkıcı olmanın vereceği dayanılmaz hafiflik. şakacı olmanın vereceği dayanılmaz aidiyet.
tahammül sınırlarını zorlayan ve akışkanlığı sekteye uğratan bir kadın kime ne verebilir. ajandasının dışına çıkmayan ve rakı içmeyen bir erkek kime ne diyebilir.
eşyayı sev. onunla eğlen. onunla dertleş. kendine 'eski sevgili' muamelesi yapma.
'manitasız kediler bandosu' sana layık olduğun marşı çalacaklar.
yürüyeceksin sokakta. e boş ve buzlu sokakta (prodüksiyon sağlam bizde),.,
sonra bir mitinge katılman gerekecek. 'medyanın çekirdek ailelere uyguladığı stand-by şiddet' i protesto edeceksin.
daha sonra 'cam kesiği fetişli travestiler cemiyetinin' düzenlediği bir panele katılacaksın.

-benim sabit oluşum seni rahatsız mı ediyor?
-hayır sadece ben mars'a çok sık seyahat ediyorum..